Öne Çıkanlar Melih Yazıcı Kimdir Harun Kavaklıdere Kimdir Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan Kimdir Abher anlamı nedir Recep Gül Kimdir

Batıya karşı Ortadoks şii sunni ittifakı önerisi !

BATIYA KARŞI ORTAKLIK FİKRİ

2.Dünya Savaşı sonrası Batı ile SSCB arasında büyük bir rekabet ve soğuk savaş yaşandı.

Batı denilince aklımıza AB ve ABD gelmeli.

SSCB ile asıl soğuk savaşı ABD yaşamıştı.

Birçok yerde karşı karşıya gelen bu ikili SSCB'nin dağılması sonrası kuurlan Rusya Federasyonu ve ABD,dostluk rüzgarları estirse de ilk olarak Gürcistan daha sonra Ukrayna ve Suriye'de karşı karşıya geldiler.

ABD , Rusya'yı yayılmacı ve komşu ülkelerin içişlerine karışmakla suçlarken Rusya ise ABD'yi dünyanın jandarmalığına soyunduğunu ve kendilerine her alanda haksızlık yapıldığını bu haksızlık karşısında boyun eğilemyeceğini belirtiyor.

Suriye iç savaşı Rusya'ya , Orta Doğu ve K.Afrika yer altı kaynaklarına müdahil olmadığı takdirde kendisini ayakta tutan bu kaynakların ne fiyatında ne de enerji satımında söz hakkı olmayacağını gösterdi.

Rusya ayrıca ABD ile tek başına olmaktansa diğer ABD düşmanları ile birlik olmakta fayda gördü.

Avrupa Birliği  ve İsrail'in ABD'nin bir parçası gibi hareket ediyor olması Rusya'yı Müslüman ülkelere yöneltti ve aşağıda Dr.Mehmet Perinçek'in analizinde yer alan fikri ön plana çıkardı.

1.BÖLÜM

Washington, Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) hayata geçirebilmek için bölgede bir taraftan etnik bölücülüğü desteklerken diğer taraftan Vahhabiliği de kışkırtmıştı. Vahhabilik üzerinden bölgedeki milli devletlerin temeli dinamitlendi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya müdahalenin zemini yaratıldı ve ona karşı mücadele bahanesiyle PKK/PYD gibi örgütler de meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Ancak ABD’nin BOP’u başarısızlığa uğradı ve bölgeyi şekillendirmek adına Washington’da İslam dünyasını kontrol altına almak için yeni planlar geliştirilmeye başlandı. Rus güvenlik birimlerinin ABD’nin bu yeni planlarını öğrenmesiyle Rus devletinin çekirdek birimleri de harekete geçti. Askerlerden, istihbarata, strateji uzmanlarına kadar Rus devletinin merkezindeki seçkin isimler, bir araya gelerek yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı. Çalışmada cevabı aranan soru şu: ABD’nin BOP’u ve yeni dünya düzeni iflas etti ama yerine ne kurulacak? Alternatifini yaratmadan, ABD’den tam anlamıyla kurtulmanın mümkün olmadığından hareket ediliyor.

PROJENİN AMACI VE ÜÇ SACAYAĞI

Bu proje, birkaç esasa dayanıyor: 1. ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki yeni projelerini engellemek. 2. BOP’un başarısızlığından istifade ederek bölgede Avrasya seçeneğini hayata geçirmek. 3. Bölge ülkelerini aralarındaki çatışmalara son vererek ABD’ye karşı birleştirmek. 4. ABD’nin müttefiklerini Washington’dan koparmak.

Bu hedeflere ulaşabilmek için manevi planda geleneksel İslam ve Vahhabilik arasındaki çelişkinin önemi vurgulanıyor. Batı’nın suni olarak körüklediği Vahhabilik karşısında İslam coğrafyasının topraklarına ait olan geleneksel İslam (Tasavvuf), yobaz grupların yalıtılması ve ardından tasfiye edilmesinde önemli bir müttefik olarak görülüyor. Yunus Emre, Mevlana ve Bektaşi geleneği İslam’ın yozlaşmış hali Vahhabiliğin karşısına konuyor. Uluslararası planda ise projenin üç sacayağı şöyle belirlenmiş: Moskova-Ankara-Tahran. Bu siyasi ittifak, inançlar zemininde de Ortodoks Hristiyanlığını, Sünniliği ve Şiiliği de bir araya getiriyor.

PROJE TAMAMLANMIŞ DEĞİL, DETAYLARI TARTIŞILIYOR

Tamamen gizli yürütülen bu proje, bitmiş ve kesinlik kazanmış değil. Ancak genel çerçevesi, devlet katında kabul görüyor. Çalışma, en üst düzeyde takip ediliyor. Ancak projenin detayları tartışılmaya devam ediyor, yanlışları, hayata uymayan yanları varsa düzeltiliyor, törpüleniyor. Kısaca; planın tam anlamıyla ideal olduğu konusunda bir iddia yok.

Proje, son olarak gizli bir metin haline de getirilmiş. Haritası da hazırlanmış. Bu metne ve haritaya ulaştığımızda Türk ve bölge kamuoyunun Rusya’nın kafasından geçenlerden haberdar olmasının doğru olacağını düşündük. Tartışılması, gerektiği yerlerde sürece dâhil olunması, doğru yanlarının desteklenmesi, yanlış noktalar konusunda da uyarılar yapılması önemli. “Bekleyip neye varacak, görelim” demektense, doğru ve gerçekçi bir zemine oturması için müdahalelerde bulunulabilir.

Artık ilgili belgenin terminolojisini ve ifadelerini koruyarak raporun ayrıntılarına geçebiliriz.

BOP’UN İFLASININ YARATTIĞI İMKÂNLAR

Bu çalışma, Ortadoğu ve Mağrip bölgesindeki yeni jeopolitik şartlara uygun Avrasyacı bir dönüşümün yol haritası olarak görülüyor. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yenilgiye uğratılmasının, “Arap Baharı”nın iflasının ve nihilist liberal ideolojinin dünya çapındaki krizinin bahsi geçen bölgenin istikrara kavuşturulması ve çok kutuplu ve adil bir dünya düzeninin kalesine dönüşmesi için yeni imkânlar yarattığı düşüncesi temel alınıyor.

Hazırlanan belgeye göre, bu senaryonun hayata geçirilmesiyle bölge halklarının sömürgecilikten tamamen kurtulması, ABD’nin bölgede devam eden yıkıcı etkisinin sınırlanması, ayrıca jeopolitik çıkarların dengelenmesi ve İslam’ın geleneksel şekillerinin uyumlu birlikteliği zemininde bölgesel ittifakların oluşması sağlanacak.

MOSKOVA-ANKARA-TAHRAN ÜÇGENİ

Bu Avrasyacı mimarinin temelinde ise Astana sürecinde şekillenen Moskova-Ankara-Tahran arasındaki stratejik işbirliği üçgeninin yer alması öngörülüyor. Ama diğer taraftan da neoliberal ideolojiyi reddeden, çok kutuplu dünyaya yönelen, kendi kimlik, kültür ve geleneklerini korumaktan yana çıkarı olan bütün devletlere (Mısır, Pakistan vd) de açık. Manevi planda Ortodoks, Tasavvuf (Sufi) ve Şii geleneklerini temsil eden, büyük imparatorluk köklerine sahip bu üç devletin Ortadoğu ve Mağrip bölgesinin manevi ve jeopolitik geleceğinde sadece bugün değil, gelecekte de sorumluluk üstlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Rus devletinin merkezinde çalışılan bu projede Rusya, Avrasya’nın “Heartland”i ve uluslararası arenada küreselleşmeye ve Atlantizme karşı güçle karşılık verebilecek temel unsur olarak değerlendiriliyor. Diğer taraftan da manevi planda tam anlamıyla yozlaşmış Batı’nın Hristiyan dünyasındaki alternatifi sayılıyor.

Belgede Şii İran’ın çağdaş manevi devrimin benzersiz bir deneyimini sunduğu ifade edilirken, toplumun ölümüne seferberliği için bir model oluşturduğuna, benzeri görülmemiş dış baskı koşullarında ulusal-dini idealler adına ödünsüz bir mücadele örneği gösterdiğine dikkat çekiliyor.

ABD’NİN MÜTTEFİKLERİNİN GELECEĞİ

Hazırlanan çalışmaya göre, Türkiye ise son dönemde kanlı cihat anlayışıyla yozlaştırılmaya çalışılan Sünni İslam’ın geleneksel derin köklerine geri dönüşünde rol oynayabilecek, büyük tasavvuf geleneği ABD’nin ve Ortadoğu’daki kuklalarının desteklediği radikal tekfircilerin kökünü kurutabilecek.

Bu Avrasyacı planın hayata geçirilmesiyle, ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefiklerinin de (özellikle İsrail, Suudi Arabistan ve Katar) varoluşsal bir seçimle karşı karşıya kalması bekleniyor: Ya eski sahibine tam olarak angaje durumun devamı ya da Avrasya’nın yanında bağımsız bir yol çizmek. Raporun ifadesiyle bu devletlerin kaderini alacakları karar belirleyecek.

Önceki dönemlerde böyle bir planın temelsiz olacağı kaydedilirken, Astana sürecinin başarılarıyla birlikte sadece mümkün olmadığının, ayrıca zorunlu hale geldiğinin de altı çiziliyor.
Reklamdan sonra devam ediyor

“Ortadoğu ve Mağrip için Avrasya Planı” olarak adlandırılan projenin genel çerçevesi bu şekilde çizildikten sonra çalışmanın ayrıntılarına geçiliyor.

BOP’TAN BUGÜNE YAŞANAN SÜREÇ

Ortadoğu ve Mağrip bölgesinin farklı devlet, halk ve inanışlar arasındaki iç içe geçmeler ve zıtlıklarla benzersiz bir bölge oluğuna işaret edilirken ABD ve müttefiklerinin bu bölgeyi boğmak için devamlı yıkım ve kargaşa yarattığı, buna karşı olan Avrasyacı güçlerin de bölgede istikrar, düzen ve güçler arası denge için çalıştığı ifade ediliyor.

Ardından ABD’nin BOP’tan bugüne kadarki süreçle ilgili yapılan tespitler şu şekilde özetlenebilir:

2000’lerin başında ABD, İsrail’in desteğiyle Amerikalı Neocon çevrelerin hazırladığı ve Mağrip’ten İran’a kadarki tüm bölgeyi istikrarsızlaştırmayı öngören BOP’u gerçekleştirmeye girişti. ABD’nin fabrikasyon bahanelerle Afganistan ve Irak’a saldırıları, tekfirciliğin, Selefiliğin ve buna bağlı terörün kontrol dışı yükselişine yol açtı. “Arap Baharı”, sınırların yeniden çizilmesi ve on yıllardır radikal İslamcıları engelleyen laik milliyetçi rejimlerin ortadan kaldırılması sürecini hızlandırdı. Tunus, Mısır ve Libya’daki ABD’nin kışkırttığı rejim değişikliklerinden, tasfiyesinin gerçekten de kıyamete yol açacağı Suriye’ye sıra geldi.

Rusya’nın Ortadoğu’ya dönüşü jeopolitik tabloyu temelden değiştirdi. Moskova, IŞİD’i yenilgiye uğrattı, Suriye’yi kurtardı ve Neoconların Ortadoğu’yu kargaşaya sürükleme planını durdurdu. Bunun sonucunda ABD’nin müttefiki ya da tarafsız güçlerin önünde yeni bir seçim imkânı doğdu: Avrasya ya da Atlantizm.

Rusya’nın müdahalesi, Amerikan dış politikasının tüm ilkesizliğini ve yıkıcılığını ortaya koydu. Washington’un bir dirençle karşılaşınca kolayca ve hızlı bir şekilde eski uydularına nasıl ihanet ettiği ortaya çıktı. Böylece ABD’nin birçok eski müttefiki (Türkiye, Irak, Mısır, Katar), Atlantik kampıyla ilişkilerini gözden geçirmeye başladı ve adım adım tarafsız bir tutum sergilemedi ya da Avrasya çizgisini benimsedi.

Trump’ın başkan olmasıyla birlikte, ABD’nin dünyanın bu bölgesindeki durumu daha da zorlaştı. “İsrail dostu” ve İran karşıtı ABD Başkanı, bugüne kadar Ortadoğu ve Kuzey Afrika için yeni jeopolitik gerçeklere uygun bir model ileri süremedi. Bu da Avrasya güçlerine bölgenin kaderini eline alma fırsatını verdi.

AMERİKAN KARŞITLIĞI YERİNE, KÜRESELLEŞME KARŞITLIĞI

2000’lerin başından bugüne kadarki süreci özetle bu şekilde ele alan rapor, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde ABD etkisinin sınırlandırılması zorunluluğuna vurgu yapmakta ve verili koşullar gereğince Amerika karşıtlığından ziyade, küreselleşme ve işgalcilik karşıtı bir çizgi izlenmesini savunmakta. Bu anlamda bu çizginin Trump’ın seçim öncesi retoriklerine ters düşmediği ve sıradan Amerikalıların çoğunluğunun gerçek beklentilerine uygun olduğu belirtiliyor.

2.BÖLÜM

- Moskova, Ankara ve Tahran, geleneksel köklerine dönerek üç manevi medeniyetin (Ortodoks, Sünni ve Şii) merkezi haline gelebilecek ve birlikte Batı’ya karşı direnecektir.

- İran, kutsal kökenlerine geri dönme ve günümüz dünyasına isyan etme konusunda kurumsallaşmış bir stratejiye sahip olarak Avrasya halklarına örnek teşkil etmektedir.

- Rapora göre Mevlana, Bektaşi ve Yunus Emre geleneğinin canlandırılması Ankara’yı Sünni dünyasının gerçek lideri yapabilecektir.

Rusya stratejistlerinin üzerinde çalıştığı ‘Geleneksel İslam Açılımı Planı’na devam ediyoruz. Bu bölümde, manevi açılımın Şii ayağı ve bu çerçevede İsrail’in geleceğine ilişkin değerlendirmeler yer alıyor. Ayrıca Vahabiliğe karşı Mevlana, Bektaşi ve Yunus Emre geleneğinin canlandırılmasının sağlayacağı yararlar değerlendiriliyor. Moskova-Ankara-Tahran eksenli bu planın devamında şu değerlendirmeler yapılıyor:

Raporda, Avrasyacı Ortadoğu’nun stratejik mimarisi için Moskova-Ankara-Tahran üçgeni öneriliyor. İmparatorluk geleneğine sahip ve bu geleneğini koruyan bu üç devletin geçmişte birbirleriyle savaştıkları ancak günümüzde tarihi ayrışmaları aşmayı öğrendikleri ve bu üçlü ortaklığın jeopolitik olarak kaçınılmazlığını bilincine vardıkları tespiti dikkat çekiyor.

Raporun ifadesiyle böyle bir ittifak dar bir faydacılığa değil, yüzyılların ürünü geleneksel değerlere, liberal olmayan, küreselleşme karşıtı ideolojiye ve birbirlerinin dinlerine saygıya dayanmalıdır. Moskova, Ankara ve Tahran, geleneksel köklerine dönerek üç manevi medeniyetin (Ortodoks, Sünni ve Şii) merkezi haline gelebilecek ve birlikte Batı’ya karşı direnecektir.
Moskova-Ankara-Tahran
 

İRAN VE Şİİ DÜNYASI

Rapor, bu tespitlerden sonra İran’ı ele almaktadır: Ortadoğu’da İran’ın etkisi ve Şii faktörü, son dönemde güçlenmektedir. Bu, Tahran’ı Şii devriminin ikinci aşaması problematiğiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bahsi geçen coğrafya İran’ın dışında kısmen Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Bahreyn ve Afganistan’ı kapsamaktadır.

Şiilik, tek bir kültürdür ve diğer Müslüman bölgeleri gibi Şii coğrafyası da Batı sömürgeciliğinin asırlık politikaları sonucunda parçalanmıştır. İran, kutsal kökenlerine geri dönme ve günümüz dünyasına isyan etme konusunda kurumsallaşmış bir stratejiye sahip olarak Avrasya halklarına örnek teşkil etmektedir.

VAHHABİLİĞE KARŞI MEVLANA, BEKTAŞİ VE YUNUS EMRE GELENEĞİ

Rapor, Moskova-Ankara-Tahran üçgeninde tasavvufun oynayabileceği önemli role de dikkat çekmektedir. Tasavvuf, yalnızca Türkiye’de değil, Ortadoğu ve Mağrip’in hemen hemen tüm ülkelerinde, Vahhabiliğin, Selefiliğin ve tekfirciliğin egemen olduğu yerler hariç, İslam’ın baskın şekli olarak değerlendirilmektedir. Tasavvuf, Ortadoğu süreçlerinde kenarda kalmakla birlikte en az Selefilik kadar harekete geçirme yeteneğine sahiptir ve Müslüman dünyasının Atlantizme ve onun desteklediği Vahhabiliğe karşı birleşmesinde rol oynayabilecektir. Bu anlamda rapora göre Mevlana, Bektaşi ve Yunus Emre geleneğinin canlandırılması Ankara’yı Sünni dünyasının gerçek lideri yapabilecektir.

TASAVVUFUN SÜNNİ DÜNYASINDAKİ ETKİSİ

Raporda güçlü tasavvuf geleneğinin, Şii bölgeleri ve Vahhabiliğin hâkim olduğu yerler (Suudi Arabistan, BAE, Katar) dışında diğer İslam ülkelerinde (Mısır, Ürdün, Sudan, Libya, Cezayir, Fas, Afganistan, Pakistan vd) de var olduğu ifade edilmektedir.

Mağrip’te de tasavvufun iki geleneksel kutbuna (batıda Marakeş ve doğuda Kahire) dikkat çekilmektedir. Mısır’da 20. yüzyılın başında yaşamış olan Abdülvâhid Yahyâ’nın (René Guénon) manevi mirasının bölgenin sömürgecilikten ve dayattığı Vahhabilikten kurtarılmasında rol oynayabileceğine işaret edilmektedir.
Reklamdan sonra devam ediyor

Tasavvufun diğer bir merkezi ise, nükleer silahlara sahip olan Pakistan olarak görülmektedir. Pakistan’ın Afganistan’daki Amerikan ve İngiliz emperyalistleri tarafından dayatılan savaşa sıkışıp kaldığı ifade edilmekte, yeni Avrasya düzeninin stratejik Moskova-İslamabad ekseni ve bunu tamamlayacak olan Moskova-Ankara ile Moskova-Tahran eksenleri üzerinden Afgan çatışmasını çözebileceği öngörülmektedir.

Raporu hazırlayanlar, tasavvuf felsefesinin canlanmasıyla Ortadoğu’daki Sünni (hem Arap hem de Arap olmayan) topluluklar arasında ortak bir payda yaratılabileceğini ve bunun Sünniler, Şiiler ve Hristiyanlar arasında karşılıklı anlayışa ulaşmak gibi bir dizi karmaşık Ortadoğu sorununu çözmenin anahtarı olabileceğini düşünmektedir. Bu sorunlar arasında Kürt ve Filistin sorunları, Amerikan saldırıları sonrasında fiili olarak bölünmüş devletlerin (Afganistan, Irak, Lübnan, Suriye, Libya) inşası gibi konular da sayılmaktadır.

‘ABD, SUUDİ ARABİSTAN’I KURBAN EDEBİLİR’

Rus yetkili ve uzmanlar, Suudi Arabistan ve diğer Körfez monarşilerinin Suriye’deki yenilgilerinden sonra zor bir duruma düştüğünü tespit etmektedir. Bizzat Riyad’da rejimin derin krizine ve Vahhabi ulema, hanedanlık ve halk kitleleri arasındaki derinleşen çelişkilere işaret eden dramatik değişimler yaşanmaya başlamıştır. Belgedeki ifadelerle Suudi Arabistan, İsrail’le birlikte ABD’nin bölgedeki en yakın müttefikidir. Ancak Riyad, aynı zamanda Ortadoğu’da ABD’nin en fazla aldattığı ortağıdır. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Washington, Bağdat’ı Şiilere teslim etmiş, bugün ise Suudilere “lider” rolü biçmektedir. Aslında gerçekte biçilen rol, Tahran’la yaşanan çatışmada Suudileri etten mermi olarak kullanmaktır.

Raporun yazarları, ABD açısından Suudi Arabistan’ın, İsrail’den farklı olarak, kurban edilebilecek bir ortak olduğunu değerlendirmektedir. Bu nedenle Washington’da Suudi Arabistan’ın birkaç parçaya bölünmesinin ve Mekke ve Medine üzerinde İslam ülkelerinin ortak denetiminin sağlanmasının tartışılması tesadüf değildir.

İSRAİL’İN ÖNÜNDEKİ SEÇİM

Rapora göre, İsrail’in kaderi de Atlantik kampında oynayacağı role göre belirlenecektir. Bugün bozguna uğrayan BOP, en başından Neoconlar tarafından Tel Aviv’in çıkarları temelinde hazırlanmıştır. Ancak artık bölgede güç dengeleri değişmiş, İsraillilerin önünde Atlantik kampından vazgeçme ve Avrasya’da yerini alma fırsatı doğmuştur. Moskova da İsrail halkının güvenliğinin jeopolitik garantörlüğünü üstlenebilecek ve Kudüs’ün dinler arası bir şehir olarak uluslararası statüsünü sağlayabilecektir.

AVRASYA GÜÇLERİNİN SORUMLULUĞU

Belge, tüm gözlerin şimdi ortaya çıkan Rus-Şii-Sufi ittifakına odaklanmış durumda olduğunu vurgulayarak şu sözlerle son bulmaktadır: Sadece Ortadoğu ve Mağrip ülkelerinin geleceği değil, aynı zamanda tüm çok kutuplu dünyanın kaderi, Avrasya güçlerinin kendilerine verilen göreve layık olup olmadıklarına bağlıdır. Rapor, ana hatlarıyla bu şekilde özetlenebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi proje tamamlanmış, plana son noktası konmuş değildir. Türkiye’nin de müdahaleleri yerinde olacaktır. Aydınlık’ın sayfalarında konuya dair tartışmalara yer vermesi büyük fayda sağlayacaktır.

RUSYA'NIN ÇEÇEN SAVAŞI PRATİĞİ

Aslına bakılırsa Rusya için “geleneksel İslam/Tasavvuf” açılımı yeni değil. Raporda buna herhangi bir atıf yapılmamakla birlikte 1. ve 2. Çeçen Savaşları sırasında izlenen bazı yöntemlerle arasında bağ kurmak mümkün. O dönemde Vahhabilik ve geleneksel İslam arasındaki çelişme değerlendirilerek kendisine karşı savaşan Çeçen güçlerin bir kısmı tarafsız hale getirilmiş, bir kısmı Rusya tarafına çekilmişti.

Örneğin 1. Çeçen Savaşı sırasında Rusya karşıtı cephede yer alan ve hatta çatışmalarda yaralanan Çeçenlerin önde gelen liderlerinden Hoca Ahmed Nuhayev, Rusya’da aranmasına rağmen gizli görüşmeler için Moskova’ya getirilmiş, Prezident Otel’de kalmış, kapalı toplantılar için dolaştırılmıştı. Nuhayev, Çeçenlerin geleneksel İslam anlayışına aykırı ve aslında dar bir kesim tarafından kabul gören Vahhabiliğe karşı bir unsur olarak değerlendirilmişti. 2. Çeçen Savaşı’nda da Moskova, yine Rusya’ya karşı savaşmış olan Kadırovları kendi tarafına çekmeyi başarmıştı.

Bu şekilde Rusya’ya düşman güçler bölünmüş, radikal Vahhabi kesim izole edilmiş ve Çeçenistan’da tekrardan otorite sağlanmıştı. Aslında ele aldığımız raporda da benzer bir yöntemin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da uygulanmak istendiğini görüyoruz.

Dr.MEHMET PERİNÇEK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

google.com, pub-8738498804284661, DIRECT, f08c47fec0942fa0